ENDÜLÜS EMEVÎ DEVLETİNİN İHTİŞAMLI ŞAHESERİ:ZEHRA ŞEHRİ VEYA TARİHİ SARSAN KAYIP SARAY ve BİR KAYANIN GÖLGESİNDE FİLİZLENEN RÜYA
Miladi 936 yılında, Kurtuba’nın yemyeşil ovalarına bakan Cebelü’l-Arûs’un eteklerinde, Emevî Halifesi III. Abdurrahman en-Nâsır, zamanının en görkemli şehir projesinin yükseleceği toprağa bakıyordu. Mimarlarına şöyle dediği rivayet edilir:
“Öyle bir şehir istiyorum ki, düşmanlarım onu gördüğünde hayalleri kâbusa dönsün.”
Ancak pek az kişinin bildiği bir gerçek daha vardı: Bu ihtişamlı şehir aynı zamanda bir aşk hediyesiydi. Adını, halifenin gönlünde taht kuran cariyesi Zehra’dan almıştı. Halk arasında, “Onu Zehra’ya olan sevgisinden inşa etti ve adını vererek hatırasını ebedîleştirdi” denirdi.
Planlama: Büyüklük tutkusu mu, mimarlık dehası mı?
İnşaat kırk beş yıl sürdü (976’ya kadar) ve her gün on bin işçi çalıştı. Baş mimar olarak dâhi âlim Mesleme el-Mecrîtî görevlendirilmişti. Şehir, Orta Çağ’ın zirve şehircilik anlayışını temsil ediyordu.
Kullanılan malzemeler:
Roma ve Kartaca’dan getirilen 4.300 mermer sütun
Duvarlarda akik ve altın levhalar
Her gün dağdan kesilen 10.000 mermer blok
Eşsiz tasarım:
Dağa yaslanan üç teraslı yapı
En üstte halifelik sarayı (el-Kasru’l-Müşrif)
Ortada idari merkez
Altta cami ve yerleşim alanları
Kayıp şehrin harikaları
El-Kasru’l-Müşrif: Tarihçilerin “Tavanı altın ve gümüşten, ortasında cıva havuzu bulunan; güneş ışıkları titreyip yıldızlar gibi parlayan bir salon” diye anlattığı taht salonu.
Nadir hayvan bahçesi: Afrika ve Asya’dan getirilen hayvanların toplandığı bu bahçede, Avrupa’ya gelen ilk zürafa da bulunuyordu.
Büyük kütüphane: Kurtuba’nın meşhur kütüphanesini dahi aşan, dört yüz bin ciltlik eşsiz bir koleksiyon.
Su saati: Endülüs mühendisliğinin harikası olan bu mekanizma, namaz vakitlerini haber verirdi.
Zehra’da hayat: Gerçeğin hayali aştığı yer
Zehra sarayı, Avrupa’nın o dönemde görmediği bir ihtişam sahnesiydi:
Halife, mücevherlerle süslü fildişi bir tahtta otururdu.
Avrupalı elçiler, yüksekliği on beş metreyi bulan altın bir kapıdan içeri alınırdı.
Hediyeler Bizans imparatorundan, Bağdat halifesinden ardı ardına gelirdi.
Fakat Zehra yalnızca bir ihtişam merkezi değildi; Pireneler’den Mağrip kıyılarına uzanan imparatorluğun kalbi, idare merkeziydi.
Trajedi: Neden yok oldu?
Zehra’nın çöküşü, adeta bir masalın karanlık sonu gibiydi.
Fitneyle başlayan süreç:
976’da Halife II. Hakem’in vefatından sonra
Araplar, Berberîler ve Sakalibe (Slav asıllı köleler) arasında iktidar mücadelesi çıktı
Sahneye Mansur b. Ebî Âmir girdi
Kritik karar:
Mansur, 978’de Zehra’ya rakip olarak Medînetü’z-Zâhire’yi kurdu ve yönetim merkezini oraya taşıdı. Böylece Zehra gözden düştü, kaderine terk edildi.
Son darbe:
1010 yılında Endülüs’ün büyük fitnesi sırasında Berberî kabileler:
Şehrin altın, gümüş ve kitaplarını yağmaladı
Geri kalanları yaktı
Mermer sütunları ve duvarları parçaladı
Unutuş:
Ardından gelen depremlerle şehir daha da harap oldu
Yeri zamanla unutuldu
Tarihçilerin dilinde bir efsaneye dönüştü
Mucizevi keşif
Zehra, tam dokuz yüz yıl boyunca kayıp kaldı. Ta ki 1911’de İspanyol arkeolog Ricardo Velázquez’in, başka bir şey ararken ona rastlamasına kadar.
Asıl kazılar 1923’te başladı ve ortaya çıkanlar hayranlık uyandırdı:
III. Abdurrahman Salonu: Zemin döşemeleri şaşırtıcı derecede sağlamdı.
Bizans mozaikleri: Konstantinopolis’ten özel olarak getirilen ustaların eserleriydi.
Hayvan heykelleri: Yıkımdan kurtulabilen nadir parçalar arasında yer aldı.
Bugünün Zehra’sı: Kayıp cennetten bir parça
Bugün Zehra, Avrupa’daki en büyük İslamî arkeolojik alanlardan biridir:
Şehrin yalnızca %10’u gün yüzüne çıkarılmıştır
UNESCO tarafından 2018’de Dünya Mirası ilan edilmiştir
Her yeni kazı, geçmişin ihtişamını yeniden açığa çıkarmaktadır
Zehra neden önemlidir?
Bir medeniyetin şahidi: Zehra, uygarlığın yalnızca askerî güç değil; sanat, estetik ve ilimle de inşa edildiğinin kanıtıdır.
Tarihten bir ders: En görkemli şehirlerin bile birlik bozulduğunda nasıl çöktüğünü gösterir.
Geleceğe ilham: Endülüs Müslümanlarının, Avrupa’da o dönemde bilinmeyen teknik ve sanatsal bir seviyeye ulaştığını ortaya koyar.
El-Makkarî, Nefhu’t-Tîb’de şöyle der:
“Zehra yeryüzünde bir ayetti; onu sanatkâr eller inşa etti, büyük yürekler süsledi; zamanın tacında eşsiz bir inci gibi parladı.”
Sonuç: Ölmeyen rüya
Zehra bir şehir olarak yıkıldı, ama bir fikir olarak asla ölmedi. Bize şunu hatırlatır:
Medeniyetler ortak iradeyle inşa edilir
Güzellik bazen kılıçtan daha güçlü bir silahtır
Enkazlar, altında keşfedilmeyi bekleyen ihtişamlar saklayabilir
Zehra, canlı bir şehir olarak öldü; ama bir sembol olarak yeniden doğdu. Her ziyaretçiye şu ebedî hikâyeyi fısıldar: Zaman, ne kadar örtmeye çalışsa da, güzel izler bırakanları tarih asla unutmaz.
Yazan : Kerim Muhammed Hasan
Tercüme : Abdülhamid Doğan

0 Yorumlar