ESED DİKTATÖRÜ ZAMANINDA BİR YAZ KAMPINDA BİR KIZ ÇOCUĞUNUN HATIRASI
![]() |
| Askeri Kamp |
İslam Asistanı Uygulaması Burda Yükle
Birinci sınıf lisedeydik…
Boğucu bir yaz, Şam’da “zorunlu” bir okul kampı. Kızlı erkekli, katılmayanın Suriye’deki tüm okullardan atılmakla tehdit edildiği; defterlerden çok silahların çevrelediği bir yaz kampı…
Kamp müdürü albay, zulmün heykeli gibi dikilmişti. Sesi, korkuya boğulmuş bir gökte çakan gök gürültüsü gibiydi:
“Başında paçavra olanlar… çıkarsın onu!”
Sonra daha da kaba, daha da sert tekrarladı; sanki kalplerimize taş atıyordu: “Başında o bez olan hemen çıkarsın!”
Bütün kızlar başörtülerini çıkardı… biri hariç.
Sadece biri ayakta kaldı; karanlığın ortasında bir nur sütunu gibi.
Sessizlik çöktü. Gözlerimiz ona kilitlendi. Hepimiz bildiğimiz sona doğru nefesimizi tutarak bekliyorduk.
Albay bağırdı: “Sen! Buraya gel! Neden hâlâ başındaki örtüyü çıkarmadın?”
Titremeyen adımlarla yaklaştı. Ne korku vardı yüzünde, ne gözyaşı. Sesi sakindi — ama kurşundan daha güçlüydü: “Babam buna razı olmaz.”
Babası çağrıldı. Subayın odasında geçen birkaç dakika, bir ömür kadar uzun geldi…
Sonra dışarı çıktılar. Adam kırılmıştı. Kızının elini, kalbini tutar gibi tutuyordu.
Platformda durdular… Ve birden… Baba, kızının başörtüsünü kendi eliyle çıkardı.
Gözlerinde yaş vardı, kızın gözlerinde de… Ama akmadı… Sanki sahneden utandılar.
O gün bir ders değildi… O gün bir zillet dersiydi. O gün bu rejime duyduğumuz nefrete doğum belgesi kesildi. O gün anladık ki Baas sadece toprağı yönetmiyor… Onuru da çiğniyordu.
Bu yüzden birçok Şamlı aile, kızlarının bu aşağılayıcı kamplara fiilen katılmaması için subaylara yüklü paralar ödeyerek sadece “katıldı” belgesi almayı tercih etti.
Ve o günden sonra, bir gün bu zulmün yıkıldığını görme umuduyla yaşadık — Allah’ın katında düştüğü gibi, iktidar koltuklarından da düşeceği günü bekleyerek…
Hamd olsun Allah’a ki bize o günü gösterdi… Allah’a itaat edenleri aziz kıldığı, celladın sopasının kırıldığı günü…
Ve bu sadece tek bir hikâye… Henüz yazılmamış binlercesinden yalnızca biri…
Mesela Rıfat Esed’in şu suçunu okuyun: Savunma Birlikleri’ne bağlı kız taburlarını Şam’ın göbeğine gönderdi; kadınların başörtülerini zorla çıkarttırdı — genç kızların, annelerin, yaşlı kadınların… Sonra o örtüleri beline dolayıp sahiplerinin gözleri önünde sokaklarda dans ettiler!
Peki biz neredeydik “Vâ Mu‘tasımâ!” diye haykıran ümmetten? Neredeydik bir kadının iffeti için ayağa kalkan milletin vakarından?
Bunlar hatıra değil… Bunlar suç belgeleridir. Zaman silemez, tarih çarpıtması örtemez.
Arapçadan Tercüme :
Abdülhamid Doğan

0 Yorumlar