Av.Bekir Berk

 

Bekir Berk 
Son birkaç senedir Üstat Bediüzzaman Said Nursi'nin talebelerine belli bazı mihraklardan iftira üzerine iftiralar atılmaktadır. Bu alçakça iftira atılanlardan bir tanesi merhum Nur avukatı Avukat Bekir Berk'tı. Avukat Bekir Berk'e atılan iftiralara bir nebze cevap mahiyetinde olan hatırasını Bünyamin Ateş'ten dinleyelim.

BAHANE KABUL ETMEYEN İNSAN

AV. BEKİR BERK ismini ilk defa 1964-65 yıllarında Risale-i Nur'la müşerref olmaya başladıktan sonra duydum, 1967'de yayınlanan haftalık “İttihad” gazetesinde yazdığı yazıları, müdafaaları ve baş makalelerini okurdum.

1970'te yüksek tahsil için geldiğim İstanbul’da bir sohbet meclisinde onu gördüm. Heybetli duruşu, siyah çerçeveli gözlükleri, gür ve siyah bıyıklarıyla dikkat çeken şahsını gördüğümde, yanımda bulunan Mehmet Dikmen, Bilal Eren ve İhsan Atasoy’a “Bu kim?” diye sordum. “Av. Bekir Abi.” cevabını alınca heyecanlandım! Sonra beni tanıştırdılar. 

Çoğu kez yaptığı latifelerden birini bana da yaptı. Parmaklarıyla kulağımı uyuşturdu ve: “Üff, çok yağlı imiş!” dedi ve parmaklarını omuzumda sildi.

Ondan sonra Çarşıkapı’daki Kığılı Pasajında bulunan yazıhanesinde görüşmelerimiz sürdü. Bu yazıhane çok hizmetlere sahne olmuş, hareketli ve bereketli bir mekândı.

Bekir Ağabeyin mahkeme kararlarından meydana getirilmiş iki ciltlik bir kitabı vardı. O tarihlerde yoğun bir şekilde devam eden davalara delil olarak gösterilmek için bunlara çok ihtiyaç duyuluyordu. Ayrıca müdafaalarından oluşan “Nurculuk” isimli kalın kitabı da savunma dosyalarına konan deliller arasındaydı. Alınan her yeni beraat kararı, yine ek olarak dosyalara konurdu.

Benim söz konusu ilginç hatıram, bu mahkeme kararlarından biriyle ilgilidir. Şöyle ki:

Gebze’de bir beraat kararı verilmişti. Yeni bir davada delil olarak sunmak için onu mahkemeden getirtmek istiyordu. O sırada, Üsküdar’da kaldığımız yerin telefonu çaldı. Ahizeyi kaldırdım. Karşımda o nazik sesiyle Bekir Ağabey vardı:

“Aziz, canım kardeşim! Gebze’ye mahkemeye gidecek, kararın bir suretini alıp hemen bana getireceksin. Tamam mı?”

Bekir Ağabeye “hayır” demek ne mümkün! Tabii telefona çıkınca görev de benim üzerimde kalmıştı!

Hemen Gebze’ye gittim. Mahkeme kararını alarak Üsküdar’a geldim. Sene 1971. Henüz Boğaz Köprüsü inşa hâlindeydi. Araç gelip geçişi Sirkeci-Harem arasındaki araba vapurlarıyla yapılıyordu. Şiddetli fırtına yüzünden tüm gemi seferleri iptal edilmişti. Her zamanki gibi kilometrelerce kuyruklar oluşmuştu. Telefonla arayıp kendisine durumu izah etmeye çalıştım:

“Ağabey, Boğazda trafik tamamen durmuş, geçemiyorum. Mahkeme kararını ne yapayım?”

Her zamanki kesin tavrıyla:
“Ben anlamam! O karar bana sabaha kadar mutlaka gelecek. İster uçarak, ister yüzerek, istersen köprünün tellerine takılarak geç!” dedi.

Boğaz Köprüsünün direkleri henüz dikilmiş, aralarında teller döşenmeye başlanmıştı.

İnsan isterse, çarenin bittiği yerde çare üretebileceğini ondan öğrendim.

Akşam karanlığı çökmek üzere, iskele ana baba günü idi. Herkes şaşkın, ne yapacağını bilemez hâldeydi. Fısıltı hâlinde duydum ki Paşabahçe tarafından İstinye’ye vapurlar işliyormuş. Hemen otobüse atlayıp gittim. Gerçekten, çalışan vapurlardan biriyle karşıya geçmeyi başardım! 

Bundan sonrası kolaydı; çünkü sabaha kadar vaktim vardı. Yaya da olsa… yetişebilirdim. Vakit hayli ilerlemişti. Epey bekledikten sonra bir otobüsle Eminönü’ne, oradan da yaya olarak Çarşıkapı’daki yazıhaneye gece yarısı saat 2’de ancak varabilmiştim.

Bekir Ağabey uyumamıştı. Beni görünce bir çocuğun oyuncağını bulmuşçasına sevindi. “Hayyyt!” diye bir nara attı. “Bravo aslanım! Geleceğini biliyordum.” dedi.

Kararı elimden kaptığı gibi daktilonun başına geçti. Sabaha yetiştireceği mahkeme dosyasının ilgili yerine yerleştirdi.

Hacda görüşmek nasip oldu

1975 yılı başında hac mevsiminde Osman Demirci Hocayla Cidde’de hem radyoda, hem de evinde kendisini ziyaret edip hasret gidermiştik.

İleriki yıllarda sağlığıyla ilgili kötü haberler gelmeye başladı. 90’lı yılların başında tedavi gördüğü İngiltere’den Türkiye’ye dönerek Vatan Hastahanesine yattı. Oldukça zayıflamıştı. Burada kendini özel olarak ziyaret ettiğimde aramızda geçen konuşmayı, mahşerde defterlerimizin açılması vaktine bırakmak daha iyi olur!

Yarı hasta, yarı sağlam hayatını idame ettiren Bekir Ağabeyi, Fatih Akça Kliniğindeki özel odasında Mustafa Kaplan, Burhan Bozgeyik, Tahir Aka ve Ali Fuat Ural ile ziyaret ettiğimizde derin bir uykuya dalmıştı. 

Ardından adı geçen arkadaşlarla bir yurt içi gezisine çıkmıştık. Isparta’nın Barla nahiyesinde iken vefat haberini aldık.

“Bu dünyadan rüzgâr gibi gelip geçti.” dense yeridir! Allah gani gani rahmet eylesin.

Gazeteci yazar
Bünyamin Ateş

Kaynak: Hayatını Davasına Adayan Adam Bekir Berk, Nesil Yayınları, İstanbul 2004, 288-290

Tarih Bilgi Yarışması · Tanıtım Kartı
REKABET BAŞLASIN

Tarih Bilgi Yarışması

Dünya · İslam · Osmanlı
Google Play
33 sn 1000+ soru Sultan unvanı 33/33 ödül
Antik Mısır'dan İslam'ın altın çağına, Osmanlı'nın görkemli zaferlerinden Avrupa'nın dönüm noktalarına… Bilginle zamanda yolculuğa çık, her soruda tarihin tozlu sayfalarını arala.

İslam Tarihi

Peygamber Efendimiz'in hayatı, Dört Halife, Emevi-Abbasi ve İslam âlimleri

Dünya & Osmanlı

Sümer'den Rönesans'a, Selçuklu'dan Kurtuluş Savaşı'na kapsamlı arşiv

Küresel Sıralama

Dünyanın dört bir yanındaki tarih uzmanlarıyla rekabet et

Rütbe & Ödüller

Yeniçeri’den Vezir’e, Başvezir’e, sonunda “Tarih Sultanı”

Yeniçeri Sipahi Vezir Başvezir Tarih Sultanı
Son güncelleme: Eylül 2026 · Sınırsız reklamsız oyun kazan!

Yorum Gönder

0 Yorumlar